Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırılar sonrası uzmanlar, dijital şiddetin normalleşmesi ve gençlerde artan yalnızlık duygusuna dikkat çekti. Çözüm için bütüncül yaklaşımlar ve medya etiği vurgulandı.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı saldırılar, sosyal medya ve şiddet içerikli oyunların çocuklar üzerindeki etkilerini yeniden gündeme getirdi. Uluslararası Balkan Üniversitesi (IBU) Rektörü Prof. Dr. Lütfi Sunar, bu tür olayların küreselleşmesiyle ilgili erken genellemelere karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti.
Sunar, Türkiye’deki vakaların henüz sınırlı sayıda olduğunu vurgulayarak, okul saldırılarının küreselleştiği izleniminin yanıltıcı olabileceğini ifade etti. Ancak son dönemdeki artış eğiliminin dikkate değer olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Sunar, bu tür olayların nedenlerini anlamak için tek bir boyuta indirgenemeyeceğini belirtti. Bireysel psikoloji, toplumsal değişim, dijital kültür, şiddetin temsili, eğitim ortamları ve gençlerin üzerindeki baskılar gibi çok yönlü ve disiplinler arası çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Okulun yaşayan bir sosyal yapı olduğu ve genel geçer çözümler yerine çok boyutlu tedbirler gerektiği kaydedildi.
Gençlerde sıkça görülen ‘toplumsal yalnızlık’ olgusunun sosyalleşme süreçleriyle ilişkili olduğunu belirten Sunar, özellikle ilk gençlik döneminde kimlik inşası ve toplumsal kuralların sorgulanmasıyla otoriteyle ilişkilerin gerilim yaşayabildiğini ifade etti.
Akran ilişkilerinde kabul görme ihtiyacının arttığı bu dönemde, dışlanma ve zorbalık deneyimlerinin yoğunlaşabildiğini kaydeden Sunar, içe dönük veya kırılgan yapıdaki gençlerin bu baskılar karşısında daha zorlanabildiğini söyledi. Dijital ortamlardaki karşılaştırma kültürü, görünürlük baskısı ve çevrim içi zorbalığın yalnızlık duygusunu derinleştirebileceğini belirtti.
Bu birikimin öfke, yabancılaşma ve değersizlik hissine dönüşerek, bazı durumlarda bireyin kendini kanıtlama arzusuyla uç davranışlara yönelmesine zemin hazırlayabileceğini ifade eden Sunar, konunun aile, okul, akran grupları ve dijital çevre ile bütüncül ele alınması gerektiğini vurguladı.
Dijital kültürün hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu ve yeni nesillerin ‘dijital yerli’ olarak bu mecralarda var olmasını sapma olarak görmenin doğru olmadığını belirten Sunar, asıl dikkati çeken hususun gençlerin giderek daha fazla ev içi ve çevrim içi ortamlara sıkışması olduğunu ifade etti.
Yüz yüze güvenli sosyalleşme imkanlarının sınırlı olmasının gençleri Discord ve Telegram gibi yarı kapalı mesajlaşma gruplarına yönlendirdiğini belirtti. Bu platformlarda yetişkin denetiminden uzak, filtrelenmemiş ve küresel ölçekte dolaşıma giren içeriklerin şiddeti normalleştirebildiğini, hatta ‘güç’, ‘intikam’ veya ‘kahramanlık’ gibi anlamlarla yeniden sunulabildiğini söyledi.
Gerçek hayattaki sosyal ilişkilerle dengelenmeyen dijital sosyalleşme biçimlerinin empatiyi zayıflattığını ve bireyin eylemlerinin sonuçlarını sağlıklı değerlendirmesini zorlaştırdığını kaydeden Sunar, bunun şiddetin meşrulaştırılmasına veya pasif, içe kapanık bir gençlik profiline yol açabileceğini belirtti.
Bu tür saldırıların artmasının, başkalarının da benzer eylemleri planlama ihtimalini yükselttiğini ve zincirleme etki riskini beraberinde getirdiğini ifade eden Sunar, asıl meselenin eylemlerin arkasındaki motivasyonun toplumsal ve medyatik tepkilerle güçlenmesi olduğunu vurguladı. Fail odaklı kahramanlaştırıcı anlatıdan kaçınılması, erken uyarı ve psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, gençlerin aidiyet ve değer görme ihtiyaçlarını karşılayacak sosyal ortamların oluşturulması ve şiddeti meşrulaştıran dijital alt kültürlerle mücadele edilmesi gerektiğini söyledi.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mahmut Hakkı Akın ise ‘Dünyanın Amerikanlaşması’ sürecinin batı medeniyetinin değerlerinin çözüldüğü, daha hedonist bir bağlam ürettiğini belirtti. Kültürün endüstriyelleştiği, insanın tüketici konumuna indirgendiği ve değerler sisteminde küresel bir erozyon yaşandığına işaret etti.
Yalnızlaşmanın en büyük problemlerden biri haline geldiğini ve dijitalleşmenin insanı temastan kopardığını ifade eden Akın, bu durumların kendini gerçekleştirme ve varlığını ispat etme ihtiyacını tetikleyebileceğini söyledi. Bu tatminlerin ailede sağlanamadığında, okulda da karşılanmadığında bu tür krizlere yönelim olabileceğini, bunun en yoğun çocuklarda ve gençlerde görülebileceğini belirtti.
Ailelere düşen görevin, süreçleri sahiplenmek, takip etmek ve kendi değer alanlarını aktarma hassasiyetini göstermek olduğunu belirten Akın, mecralara kısıtlamaların ailede başlaması gerektiğini vurguladı. Ailelerin çocuklarının dijital mecralardaki aktivitelerini tam olarak takip edemediğini, bu durumun riskler barındırdığını ancak aileye düşen büyük görevler olduğunu kaydetti.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırıların münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Akın, küresel değer alanının tahribatı ve nihilist, hedonist süreçler devam ettiği müddetçe bu tür olaylarla daha sık karşılaşılacağını söyledi. Medyaya büyük iş düştüğünü ancak Türkiye’deki haberlerin şiddeti göz önüne sokarak normalleşme riski yarattığını ifade etti.
Türkiye ve dünya gündemine dair en güncel haberler, ekonomi dünyasındaki son gelişmeler, spor camiasından sıcak haberler ve teknoloji dünyasındaki yenilikler Gündem Zamanı ile parmağınızın ucunda. Tarafsız yayıncılık ilkesiyle, son dakika haberleri ve derinlemesine analizleri anlık olarak sizlere ulaştırıyoruz.
Yorum Yap