MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında Kerkük’teki Türkmen varlığına dikkat çekti ve Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik ikiyüzlü siyasetini eleştirdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Kerkük’ün Türkmen varlığının kadim bir parçası olduğunu vurguladı. Bahçeli, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı sergilediği ikiyüzlü siyaseti sert sözlerle eleştirerek, Avrupa’nın Türkiye’siz yapamayacağını belirtti. Konuşmasında 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nün önemine de değindi.
Bahçeli, nerede bir Türk yaşıyorsa oranın gönül haritalarının parçası olduğunu ifade etti. Kerkük’ü ecdadın hüzünlü emaneti ve Türkmen varlığının kadim parçası olarak tanımladı. Türkmenlerin yalnızlığını hissettiklerini ve feryatlarına kulak verdiklerini söyledi.
Irak Türkmen Cephesi Başkanı Mehmet Seman Ağa’nın 28 Nisan 2026 tarihinde Kerkük Valisi olarak seçilmesini önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Bu seçimin Kerkük’te Türkmen varlığının ötelenemeyeceğini yeniden ilan ettiğini belirtti. Kerkük’teki kardeşlik vurgusunun Türkmen, Arap, Kürt ve Süryani haklarını tanıyan bir denge müjdesi olduğunu aktardı.
Türkiye Yüzyılı hedefiyle paralel olarak, Kerkük’te kurulan yeni düzenin bölgeye nefes aldıracağını savundu. Bahçeli, tefrikadan, tahakkümden ve terörden arınmış bir Türkiye ile huzurlu bir bölge iklimi arzu ettiklerini ifade etti.
MHP Lideri Bahçeli, Kerkük’ün bir daha pazarlık masalarına konu olmayacağını kesin bir dille belirtti. Türkmen soydaşlarının canıyla, malıyla, diliyle yurdundan koparılamayacağını vurguladı. Huzurun hiçbir karanlık denklemin malzemesi haline getirilemeyeceğini dile getirdi.
Türkçenin sesinin kısılamayacağını ve hiçbir Türkmen ocağının ışığının söndürülemeyeceğini ifade etti. Bahçeli, devranın döndüğünü ve asrın Türk asrı olduğunu söyleyerek, Kerkük’ün ve Türkmeneli’nin ebediyen yaşayacağını kaydetti. Kerkük, Musul ve tüm soydaşların sahipsiz bırakılmayacağını belirtti.
Irak’ın sıradan bir komşu ülke olmadığını, ortak tarihin, ticaret yollarının ve kültürel bağların canlı zemini olduğunu hatırlattı. Irak’ta huzur güçlendikçe Türkiye’nin güney hattının rahatlayacağını, birliğin korundukça bölgesel dengenin sağlamlaşacağını söyledi.
Türkiye’nin Irak siyasetinin terörle mücadelenin ötesinde enerji, ulaştırma, su yönetimi gibi alanlarda genişletilmesi gerektiğini belirtti. Kerkük’ün bu büyük resmin en hassas başlığı olduğunu ve Irak’ın egemenliği altında güvenli, adil ve müreffeh bir şehir olarak güçlenmesini arzu ettiklerini ifade etti.
Bahçeli, Avrupa’nın Türkiye’ye bakışındaki zihni ve siyasi yanlışlığın yapılan açıklamalarda gün yüzüne çıktığını belirtti. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin” sözlerine tepki gösterdi.
Bu ifadenin sıradan bir cümle olarak geçiştirilemeyeceğini, Avrupa Birliği yürütme organının en üst siyasi makamından çıkan bu sözün dilin kazası değil, zihnin derinliğinde duran kibrin dışavurumu olduğunu savundu. Kendi çevrelerinde dahi bu küstah dilin “jeopolitik bakımdan sorunlu” ve “gerçeklikten kopuk” bulunduğunu hatırlattı.
Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi yıllardır üyelik bahsinde dışarıda, güvenlikte içeride tutmaya çalıştığını dile getirdi. İhtiyaç duyduğunda Türkiye’yi enerji koridoru veya güvenlik paydaşı olarak gördüğünü, ancak eşitlik bahsinde eski kibirli tutumuna döndüğünü ifade etti.
Bahçeli, Türkiye’nin jeopolitik düğümlerin tam ortasında bir kilit noktası olduğunu vurguladı. Mesele Ankara’nın istikameti değil, Brüksel’in ikiyüzlü siyaseti olduğunu belirtti.
Avrupa’nın kendi siyasi körlüğüyle yüzleştiğini ve Türkiye’ye karşı kullandığı dili adalet zeminine çekmezse siyasi bir kuraklıkla karşılaşacağını söyledi. Tarihin, kibrini aklının önüne geçiren merkezlerin nasıl çözüldüğüne defalarca şahit olduğunu kaydetti.
“Ursula Hanım’ın şahsında tüm Avrupa efkarına buradan sesleniyorum” ifadesini kullanan Bahçeli, Türkiye’nin kökleri Asya’ya inen, dalları Avrupa ufkuna uzanan büyük bir medeniyetin devleti olduğunu ifade etti. Türkiye’nin “gel” denildiğinde gelen, “git” denildiğinde giden bir unsur olarak görülemeyeceğini vurguladı.
Türkiye’nin dost olduğunu ancak dostluğunun tahkire açık bir mahiyette olmadığını belirtti. Türkiye ile ilişki kurmak isteyen herkesin bu milletin onurunu ve devletin vakarını hesaba katmak zorunda olduğunu söyledi.
Türkiye’nin rahat günlerin devleti olmadığını, acı eşiğinin yüksek ve kriz hafızasının derin olduğunu dile getirdi. Sarsıntı anlarında savrulmayan, paniğe kapılmayan, tahriki akla ve stratejiye çeviren köklü bir devlet geleneğine sahip olduğunu belirtti.
Sükunetlerinin zaaf, sabırlarının ise geri çekilme işareti olarak yorumlanamayacağını vurguladı. Türkiye’yi hafife alanların, çoğu zaman onun sessizliğini yanlış okuyarak tarih karşısında mahcup olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin sessizliğinin boşluk sessizliği değil, birikmiş hafızanın ve kontrollü gücün sessizliği olduğunu söyledi. Brüksel’in Türkiye’ye yol gösteremeyeceğini, Türkiye’nin dış ilişkilerine milli menfaatin hükmünde işleyen devlet aklının karar vereceğini belirtti.
Bahçeli, “Avrupa Türkiye’siz yapamaz” diyerek, güvenlik, enerji, göç yönetimi ve ulaştırmada Türkiye’nin vazgeçilmez olduğunu vurguladı. Avrupa’nın zihin altına sinmiş hadsizliklerle yüzleşmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye Cumhuriyeti’nin başkalarının yazdığı senaryoda figüran olmayacağını kesin bir dille ifade etti. Bize yer göstermeye kalkışanlara yerini hatırlatacak kudretlerinin olduğunu sözlerine ekledi.
Devlet Bahçeli, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nü Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevki olarak nitelendirdi. Bu günün Türk milletine mensubiyet duygusunun derinliğini ve ülküyle aydınlanan zihinlerin diriliğini gösterdiğini ifade etti.
Milletin aynı kaderi yüklenmiş, aynı vatanda yan yana durmayı iradeye dönüştürmüş bir terkip olduğunu vurguladı. Milletin yasla yoğrulup neşe ile tamamlandığını, hatıra ile kök salıp ülkü ile yükseldiğini söyledi.
Bahçeli, 3 Mayıs 1944’te ayağa kalkan milli ruhun siyasi bir mecraya kavuştuğunu ve MHP’nin Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegane kalesi olduğunu belirtti. Partisinin, Türklük gurur ve şuurunu İslam ahlakıyla buluşturan dava arkadaşlarının tek yuvası olduğunu dile getirdi.
Dava arkadaşlarının farklı mecralara savrulmasının davanın yükünün ağırlığını gösterdiğini kaydetti. Milliyetçiliğin aynı ülküye tutunarak güç kazandığını ve bir milletin hafızasını, haysiyetini buluşturan yüksek bir farkındalık hali olduğunu vurguladı.
3 Mayıs’ın bir anma günüyle sınırlanamayacağını, bir ayna olduğunu ve herkesin kendine “Bu dava benim için uğruna bedel ödenecek bir mesuliyet midir?” sorusunu sorması gerektiğini belirtti. Bu davanın hatırlayanların değil, taşıyanların davası olduğunu ifade etti.
Yorulup kenara çekilenlere sitemleri olmadığını ancak gönlü hala MHP ile atan herkes için kapılarının açık olduğunu söyledi. Merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’in “Hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin” sözünü hatırlattı.
MHP’nin Türk milletine adanmış çizgisinin değişmeyeceğini vurgulayarak 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’nü kutladı.
Türkiye ve dünya gündemine dair en güncel haberler, ekonomi dünyasındaki son gelişmeler, spor camiasından sıcak haberler ve teknoloji dünyasındaki yenilikler Gündem Zamanı ile parmağınızın ucunda. Tarafsız yayıncılık ilkesiyle, son dakika haberleri ve derinlemesine analizleri anlık olarak sizlere ulaştırıyoruz.
Yorum Yap